Katılım Büro-SEN – Katılımcı Büro Çalışanları Sendikası » » Basın Açıklaması…
Hoşgeldiniz
Yargı Çalışanlarının Hür Sesi
#

Basın Açıklaması…

IMG_20171122_232855_578
Değerli yargı çalışanları ve basınımızın güzide mensupları;
Bilindiği üzere yargı hizmetini yerine getiren adliyelerimizde yalnızca hakim ve savcılar değil, Adalet Bakanlığının hemen her resmi yazısında ‘’diğer personel’’ olarak adlandırdığı ve adeta üvey evlat olarak gördüğü zabıt katibi, mübaşir, hizmetli, teknisyen, yazı işleri müdürü ve daha birçok farklı kadro ünvanına sahip memurlar da çalışmaktadır.
Bu memurlar Adalet Bakanlığınca, yargının asli ve kurucu unsurları olarak görülmeseler de yerine getirdikleri görevin önemi gözetildiğinde yargı hizmetleri açısından ne kadar kilit bir role sahip oldukları rahatlıkla görülebilmektedir.
Kamu kurumları arasında en düşük memur maaşına sahip olan bu memurlar asla normal bir memur gibi mesai saati kavramına sahip olamamaktadırlar. Zira daima fazla mesai yapmalarını isteyen ve işlerin yetişmesini yahut da kıdem açısından yükselmeyi bekleyen amirlere sahiptirler. Çoğu amirin tek beklentisi fazlaca iş yapıp  kıdem olarak yükselmek ve daha fazla gelire sahip olmak iken amirinin yükselmesi için gecesini gündüzüne katan personele düşense yorgunluk ve ailesinden fedakarlıktır.
Adalet Bakanlığında çalışan memurlar yıllar önce icra gelirlerinin dağıtılması neticesinde aldıkları ve bu nedenle ‘’havuz’’ adını verdikleri gelirden, fazla çalışmalarının karşılığı olan fazla mesai ücretinden ve hafta sonu yahut da hafta içi akşam mesai saati dışında nöbet tutsalar dahi nöbet ücretinden yoksundurlar. Yıllar içerisinde adım adım kesilen bu haklar personeli yoksulluğa mahkum hale getirmiştir. Zorlu şartlar için sıradan bir örnek verecek olursak; kadın bir zabıt katibi gecenin bir yarısı otopsiden gelir, nöbetten çıkar. Evde eşi ve çocuğu bekler. Ama kendisine ne yemek parası, ne nöbet parası ne de geç saatte evine gitmesi için yol parası ödenir.
Diğer yandan özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük iller başta olmak üzere Türkiye’nin hemen her bölgesindeki adliyelerde 657 Sayılı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli olarak çalıştırılan personeller bulunmaktadır. Sözleşmeli arkadaşlarımız yıllık izin, evlilik izni, babalık izni, doğum izni gibi yasal izinlerde, maaşlarında ve diğer sosyal haklarında kadrolu arkadaşlarına göre oldukça geridedirler. Bu arkadaşlarımızın tayin olma hakları da yoktur. İş bulma ve ailesini geçindirme ümidi ile yurdun her tarafından büyükşehirlere gelerek adliyelere hakkı ile yerleşen arkadaşlarımız tayin hakları olmadığından aile bütünlüklerini koruyamamakta ve çok sayıda arkadaşımız eşinden veyahut ailesinden ayrı yaşamak durumunda kalmaktadır.
Bu zorlu çalışma şartlarına bir de personelin amiri konumunda olan bir kısım hakim ve savcıların mobingi eklendiğinde hayat artık içinden çıkılmaz bir hal almakta ve personel psikolojik olarak bitap bir hale düşmektedir.
Değerli yargı çalışanları ve basınımızın güzide mensupları;
15 Temmuz hain fetö darbe girişiminin ardından adliyelerin iş yükü ciddi anlamda artmış ve çoğu meslektaşımız gün içerisinde yemek yiyecek vakit dahi bulamaz hale gelmiştir. Ülkesine olan sevdası ile her zorlu koşula rağmen görevini fedakarca yerine getiren adliye çalışanları mesleğin ağır ekonomik ve sosyal koşulları altında günden güne ezilmektedir.
İşte bu zorlu şartlar yüzünden geçtiğimiz hafta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan Zabıt Katibi Fatih ERSOY’u kaybettik. Meslektaşımız evinde intihar ederken geride gözü yaşlı anne ve baba ile hamile bir eş ve küçücük bir çocuk bıraktı.
21/11/2017 günü sabah saatlerinde bu kez Antalya Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan Zabıt Katibi  Cevahir TOKER, görev yaptığı adliyenin 8. katından atlayarak hayatına son verdi.
22/11/2017 günü sabahında ise acı bir haber daha düştü yüreklerimize. Çemişgezek Adliyesinde görevli mübaşir Süleyman AYDIN, görev yaptığı adliyenin bodrum katında kendini asarak intihar etti.
Bu meslektaşlarımızı, hayatlarını sonlandıracak düzeyde bunaltan iş koşullarını konuşmak için daha neyi bekleyeceğiz?
En düşük kiranın çoğu semtte 1.000 liranın üstünde olduğu İstanbul’da aldığı maaşın yarısından fazlasını kiraya vererek hayatını sürdürmeye çalışan adliye çalışanlarını ölmeden önce duymayacak mıyız?
Evladına ayakkabı alacak parası kalmayan, ay sonunu getirebilmek için memleketinden getirdiği yöresel ürünleri satmaya çalışan ve yoksulluğa mahkum edilen adliye çalışanlarının bu çığlıklarına sessiz mi kalacağız?
Kredi kartı ile geçinmeye mahkum edilen, borçlarından ötürü icra takibine ve icra takibinden ötürü de idari soruşturmaya maruz kalan adliye çalışanlarının bu durumunu görmeyecek miyiz?
Hafta sonu dahi işlerini yetiştirmek için adliyeye gelen, eşine ve çocuklarına vakit ayıramayan adliye çalışanlarını görmeyecek miyiz?
KPSS’den aldığı merkezi puanla ve sonrasında tabi tutulduğu klavye sınavından aldığı başarı puanı ile memuriyete hak kazanmasına rağmen bütün zabıt katiplerinin ‘’hizmetiçi eğitime hazırlık’’ adı altında yeniden klavye sınavına tabi tutulmasına, kendisinin istememesine rağmen çalışmasına zorlandığı birimler nedeni ile klavye hızının körelmesine ve bu nedenle sınavda başarısız olması sonrasında ‘’memuriyet niteliğini kaybedeni işten atarız’’ tehdidine maruz kalmasına sessiz mi kalacağız?
Hangi kadro ünvanına sahip memur KPSS’den yahut da kurum içi sınavdan aldığı ilk puanı aradan yıllar geçtikten sonra yeniden alabilir diye sormayacak mıyız?
Memurların kahir ekseriyetinin yargılanması 4483 sayılı Kanun uyarınca idari anlamda izne bağlı iken, adliye çalışanlarının hiçbir izne tabi olmadan 2802 sayılı Kanun uyarınca en ufak hatalarında haklarında bir mobing unsuru olarak direkt soruşturma yapılmasına itiraz etmeyecek miyiz?
Bu soruları sormak, cevaplarını açık yüreklilikle vermek ve çözümleri için mücadele etmek mecburiyetindeyiz. Hayatının baharında insanları kaybetmek istemiyorsak hepimiz bu mesuliyeti yüreğimizde taşımalıyız.
Buradan, kıymetli kurum yöneticilerimize sesleniyoruz ve diyoruz ki;
1-İntihar eden meslektaşlarımızın intihar sebepleri adli bir vakadan öte sosyolojik ve idari açıdan tahlile muhtaçtır. Bu hususta derhal müfettiş görevlendirilmeli ve gerekli incelemeler yapılmalıdır. Bütün yargı birimlerinde tüm personele destek olacak psikolojik destek üniteleri oluşturulmalıdır.
2-Yukarıda bahsedilen sorunların çözümü noktasında derhal gerekli adımlar atılmalı ve daha fazla geç olmadan personeli psikolojik açıdan ‘’tükenmişlik sendromu’’ olarak bilinen duruma iten sebepler ortadan kaldırılmalıdır.
3-Fazla mesai yapan ve nöbet tutan tüm meslektaşlarımıza hak ettikleri ücretler ödenmeli, havuz ücretleri de personelin moral ve motivasyonunu artırmak için yeniden ödenmeye başlanmalıdır.
4-Direkt olarak Bakanlığımızın yetki alanında olmasa da Bakanlığımızın da girişimleri ile hükümet tarafından tüm sözleşmeli arkadaşlarımız zaman geçirilmeksizin kadroya geçirilmeli, başta tayin hakkı olmak üzere tüm yasal haklarına kavuşmaları sağlanmalıdır. Cumhurbaşkanımızın da sıklıkla dikkat çektiği aile bütünlüğünün sağlanması ve azalan nüfus karşısında en az 3 çocuk yapılması çalışmasına bu şekilde destek olunmalıdır.
5-Yalnızca yetkili sendika ile değil, yargıda örgütlü tüm sendikalardan temsilcilerin katılımı ile oluşturulacak heyetle Adalet  Bakanlığı yetkilileri arasında yılda en az 4 defa olmak üzere koordinasyon toplantısı yapılmalı ve sorunların çözümü noktasında gayret gösterilmelidir.
İnanıyoruz ki, taleplerimiz için gayret gösterildiğinde; ‘’diğer personel’’ çok daha mutlu ve verimli olacak, yargıya olan güven yeniden tesis edilecektir.
Adalet! Önce adalet için çalışanlar için adalet! Hemen! Şimdi!
Gökhan ÖZKAN
Katılımcı Büro Çalışanları Sendikası Adına
Genel Başkan

Yorum Yap